Alparslan’ın Fikir-İnanç Birliği Hassasiyeti

image_pdfimage_print

Sultan Alparslan, İslam’ın inceliklerine vakıf bir sultandı. Ehl-i Sünnet hassasiyetine sahip olduğu için de devletinde bozuk fırkalara sahip görevli barındırmaktan kaçınıyordu. Zira bunların hem devletini hem de milletini ifsat edebileceklerinin farkındaydı. Bununla beraber bölgede önemli bir Türk devletine sahip oldukları için daha da fazla dikkatli olmaya ve güvenliği artırmaya özen gösteriyordu. Bölgede bulunan başıbozuk emirlikler, inanç grupları ve anarşist gruplar Türklere düşmanlık beslemekteydiler. Alparslan’ın devlet teşkilatındaki fikir ve inanç birliği hassasiyetine en güzel örnekleri de Nizamülmülk Siyasetnamesinde aktarmıştır.

Bir gün Sultan şehit Alparslan (Allah ruhunu mukaddes kılsın) Erdem’in Hurdabe’yi kâtibi olarak atadığını haber verdiler. Hükümdar, “Hurdabe Bâtınî mezhebine mensuptur.” sözünden gayetle rahatsız oldu.

Alparslan bir gün sarayda Erdem’e: “Sen benim düşmanım ve saltanatımın hasmı mısın?” dedi. Erdem yerlere kapanarak: “Aman hükümdarım, bunlar nasıl sözler, ben sizin naçiz bir kulunuzum, bilmiyorum, efendimizin hanedanına hizmette bugüne değin ne kusurum görülmüştür, efendimize bendeliği ve muhabbeti terk etmemişim.” dedi.

Sultan: “O Hurdabe dedikleri, senin kâtibin olan herif Bâtınî mezhebine mensupmuş.” dedi.

Erdem: “Ey efendim o da kim oluyormuş? Hanedanınıza ne zararı dokunabilir, ateş olsa cirmi kadar yer yakar.” dedi.

Sultan: “Gidin şu herifi getirin buraya!” dedi. Gidip onu sultanın huzuruna getirdiler.

Sultan: “Sen Bâtınîsin ve Bağdat halifesinin hak olmadığını söylüyormuşsun.” dedi.

Hurdabe: “Efendim, bendeniz Bâtınî değil Şiîyim.” dedi.

Sultan: “Gidi kaltağın evladı! Sanki Râfızîlik matah bir şeymiş gibi Bâtınî değil Râfızîyim diyorsun! Her iki tayfaya da lânet olsun!” dedi. Onu huzurdan karga tulumba kapı dışarı ettiler.

Sultan daha sonra huzurdaki büyüklere dönerek şöyle dedi: “Suç bu herifin değil, böyle sapkınları istihdam eden Erdem’indir. Size bin kere söyledim, siz Türksünüz, Horâsân ve Maveraünnehir ehlindensiniz. Yani buralara yabancısınız. Ben bu vilayeti kılıç çalarak, güç kullanarak zapt ettim. Irak ahalisinin kahir ekseriyetinin mezhepleri sapkındır ve hak değildir; itikatları bozuk ve Deylem yandaşlarıdırlar. Türkler ve Deylemler arasındaki husumetin kökleri eskiye dayanmaktadır. Tanrı azze ve celle Türkleri Deylemlere hükmettiklerinden ötürü aziz kılmıştır. Tanrı azze ve cellenin tevfikiyle Türkler Müslüman ve itikatları pir-ü paktır; lakin onlar bir kuru heves peşinde, bidat ve sapkın mezheplere mensupturlar. Türkler karşısında bir etkinlik gösteremedikleri zaman Türkleri sever, sayar, itaatkârlık gösterirler; Türkler zayıflamaya yüz tutup onlar güç kazanmaya başladıklarında Türklerin işlerine köstek olmaya kalkarlar; işlerin aksaması için ellerinden geleni yaparlar.”

Daha sonra sultan 200 miskal miktarınca at kılı getirmelerini emretti. Aralarından bir kılı çekerek Erdem’e: “Bunu kopar!” dedi. Erdem at kılını tutarak koparıverdi. Sultan ona beş at kılı daha verdi Erdem onları da kopardı. Daha sonra on at kılı verdi erdem onları da bir hamlede koparıverdi. Sultan daha sonra ferraşa at kıllarından üç gez miktarınca örüp getirmesini emretti. Ferraşın ördüğü bu kılları sultan Erdem’e uzatarak koparmasını istedi. Erdem her ne kadar var gücüyle koparmaya çabaladıysa da koparamadı. Bunun üzerine sultan: “İşte düşman aynen böyledir. Birer, ikişer, beşer olunca kolay görünür; lakin sayıları artıp birbirlerine arka vermeye başladıkları zaman onları yerlerinden sökmek güç olur. Bu da Erdem’in ‘Ateş olsa cirmi kadar yer yakar’ sözüne cevap olsun. Bunlar böyle birer birer Türklerin arasına sızar, önemli makamları ele geçirirerek Türklerin ne yapıp eylediklerinden haberdar olduklarında kısa bir müddet içinde Irak’ta isyanlar baş gösterir; yahut Deylemler memlekete kastederler. Bunlar da gizlice yahut alenen onlarla işbirliğine girerek Türkleri helak etmeye azmederler. Sen Türk olduğun için işlerinde bir aksama meydana gelmesin diye askerinin de Horâsân’dan olması; kethüdanın, hizmetkârının cümlesinin Horâsân’dan olması icap eder. Hükümdarının hasmının sana yanaşmasına müsaade edersen hem kendine hem hükümdara ihanet içindesin demektir. Gerçi kendine ne istiyorsan yaparsın; lakin hükümdara ihanet etmeniz yakışık almaz. Sizin değil, benim sizin üzerinize titremem gerek. Allahü Teâlâ sizi benim üzerime değil, beni sizin üzerinize serdar kılmıştır. Şunu iyi belleyin ki padişahın düşmanlarına muhabbet besleyen, padişahın düşmanlarına dâhil olur ve bozguncular ve çapulcularla dostluk kuran onlardandır.

Sultan bu sözleri sarf ettiği esnada İmam Muşattab ve Kadı Levker de huzurda bulunmaktaydılar. Sultan yüzünü onlara dönerek: “Bahse konu eylediğim husus hakkında sizin kanaatiniz nedir?” dedi. Onlar: “Cihan sultanı, Tanrı ve elçisinin Râfızîler, Mübtedi’ler, Bâtınîler ve ehl-i zimmete ilişkin söylediklerinin aynını söyler.” dediler.

Kaynak:

Nizamümülk-Siyasetname

Author: ahmedşit

İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi'nde Tarih talebesi, araştırmacı, meraklı, Müslüman.

Söyleyeceğiniz bir şey mi var?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.