Dine Şiddet Uygulamak

DİNE ŞİDDET UYGULAMAK

“Şiddet uygulamak” günlük hayatımızda artık sıkça duyduğumuz ifadelerden biri. Hemen hergün ajanslara; eşine, çocuğuna, öğrencisine, işçisine, arkadaşına şiddet uygulayanlara ilişkin haberler düşüyor. Şiddetin her türlüsü kötüdür ama en kötüsü dine uygulanan şiddettir. “Dine şiddet uygulanır mı?” demeyin hem de nasıl uygulanır! Evet, din Allah’ın dini. Allah dinini her türlü tahrif ve tebdilden elbette koruyacaktır, âmenna! Ancak, demem o ki insanlar, dini anlarken, yorumlarken, uygularken ve kitlelere aktarırken bazen öyle şeyler yapıyorlar ki sonuçta bu yaptıklarından dinin kendisi bir zarar görmese bile insanlık aleminde dinin imajı zedeleniyor. Sonuçta iş öyle bir noktaya geliyor ki insanın “müslümanın İslam’a yaptığını, gayri müslim yapmadı!” diyesi geliyor. Bugün dünya ölçeğinde İslam’ın imajı nasıl acaba? Bu din insanlar tarafından “rahmet, şifa, hidayet” olarak mı anlaşılıyor yoksa başka türlü mü? Bunda biz Müslümanların hiç mi payı yok?
, her türlü kötülüğün kaynağı “ifrat” ve “tefrit”tir diye. İşte dine uygulanan şiddetin de temelinde ifrat ve tefrit yatıyor. Dini literatürde buna “el-ğuluvv fi’d-din” [dinde aşırılık] deniliyor. İşte size ifrat ve tefritten kaynaklanan birkaç şiddet örneği…
– Allah’ın dediğini kabul etmemek, Allah’a demediğini dedirtmek. (Allah’a iftira edenden ve O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? En’am 21)
– Ümmetin kabulüne mazrhar olmuş sahih sünnetleri kabul etmeyip dini Kur’an’dan ibaret saymak veya tam tersine uyduruk, aslı astarı olmayan rivayetleri peygamber sünneti diye kitlelere yutturmaya çalışmak.
– Bid’at ve hurafeleri din gibi benimseyip dinin kendisini ise bid’at ve hurafe gibi görmek.
– Hz. Peygamber’e “Allah’ın kulu ve elçisi” makamını layık ve yeterli görmeyerek şahsını aşırı yüceltip insanüstü bir varlık konumuna yükseltmek veya onun risalet misyonunu dikkate almayıp ona gösterilmesi gereken saygıda kusur ederek onu hiçbir özelliği olmayan sıradan bir beşer konumuna indirgemek.
– Alimlerin “dinin öğrenilmesi” konusunda aracılığını reddetmek ya da âlimleri Allah’a ibadet konusunda Allah ile kul arasında aracı gibi kabul etmek,
– Kur’an’ın ümmet tarafından genel geçer olarak kabul edilen sahih anlamını reddedip Kur’an’a olmadık anlamlar giydirmeye çalışmak.
– On dört asırlık fıkıh, tefsir, hadis, kelam geleneğini yok sayarak “ana kaynaklara dönüş” sloganıyla Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışmak veya gelenekte yer alan bilgileri vahiy gibi sorgulanamaz kabul etmek.
– Dinin özünde yer alan ve insanların Allah ile ilişkisine yön veren, imanı canlı tutan “takva”, “sabır”, “şükür”, “ihlas”, “tevekkül” gibi kavramları dikkate almayıp dini yalnızca dış görüntü ve kabuktan ibaret saymak veya kimi tasavvuf çevrelerinde olduğu gibi bu kavramların Kur’an ve Sünnet’te yer alan gerçek özlerini boşaltıp buraya olmadık anlamlar giydirmek.
Bu listeyi daha çok maddeler ekleyerek uzatmak mümkün. Aslında bütün bu sapma ve bozulmaların hepsi ve fazlası bizden önceki ümmetlerde de görülmüştür. Nitekim Yüce Allah, ehl-i kitap hakkında bizlere kulaklarımıza küpe olacak şu sözü söylüyor:
“Dinleri konusunda kendi uydurdukları şeyler onları aldanışa sevk etti.” [Âl-i İmran, 24]
Dindeki bu sapmalara karşı bizleri istikamete sevk edecek, ilmiyle âmil âlimlere ihtiyacımız var. Nitekim Hz. Peygamber (ﷺ) şöyle buyuruyor:

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : ” يحمل هذا العلم من كل خلف عدوله ينفون عنه تحريف الغالين وانتحال المبطلين وتأويل الجاهلين ” .
Peygamber Efendimiz (ﷺ)
bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
”Şu ilmi (Kitap ve Sünneti), ümmetimden gelen her sonraki kuşaktan adil olanlar,yani takva ve emanet sahibi olanlar yüklensinler ve bu ilimden; haddi aşanların (bidatçilerin) tahrifini, batıl dava sahiplerinin istismarını ve cahillerin (ayet ve hadisleri kendi heva ve arzularına göre tefsir etme teşebbüslerini) def etsinler.”
Mişkat’ül Mesabih Cilt :1 Sayfa : 462 Kitab’ul İlim Hadis No : 248

Bu müjde biraz olsun yüreğimize su serpiyor. İnayet ve desteğini ümmetten esirgemeyen, her dönemde, ümmeti yeniden istikamete sevk edecek kimseleri var eden Allah’a hamd olsun!

Dine şiddet uygulamak” ifadesi bizzat hadiste geçmektedir. Hadiste “ve len yüşâdde’d-dine ehadün illâ galebeh” buyrulur. Yani kim dine galip gelmeye çalışırsa [dine şiddet uygulamaya kalkarsa] din ona galip gelir. Hadisin tamamı şöyledir: “Bu din kolaydır. Kim [güç yetirebileceğinin üzerinde ameller işleyerek âdeta] dine şiddet uygularsa [dine galip gelmeye çalışırsa] din ona galip gelir. Öyleyse amel konusunda itidali esas alın, en iyisini yapamasanız da yaklaşmaya çalışın. Amel işleme konusunda günün başından, zeval vaktinden ve bir de sonundan istifade edin.

İktibas (İbrahim Halil ER)

Author: ahmedşit

İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi'nde Tarih talebesi, araştırmacı, meraklı, Müslüman.

Söyleyeceğiniz bir şey mi var?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.